Hanefilik nedir?

İslam'da bir mezheptir. Dört sünni mezhebin ilki ve en yaygım olan Hanefilik İmam-ı Azam diye anılan Ebu - Hanife Numan ibni Sabit (699-769) tarafından kurulmuştur. Dünyadaki Müslümanların yarısına yakını Hanefi mezhebindendir. Hanefilik, Sünni mezhepler içinde en ileri görüşlü, en liberal olanıdır. Selçuklu ve Osmanlıların Hanefi mezhebinden olması sayesinde bu mezhep Yakındoğu'da büyük bir üstünlük kazanmıştır. Bugün Türkiye'den başka, Orta Asya, Kırım, Kafkasya, Doğu Türkistan Müslümanlarının ezici çoğunluğu Hanefi'dir. Pakistan, Hindistan, Endonezya’da da Hanefi'ler çoğunluktadır.

Ebu Hanife, kendinden önceki fıkhi görüş ve rivayetleri, dönemindeki şartları ve ihtiyaçları dikkate alarak değerlendirmiştir. Dinin genel ilkelerini göz önünde bulunduran Ebu Hanife, nakil ile akıl ve hadis ile re’y arasında dengeli bir yol benimsemeye çalışmıştır. Dinin genel ilkelerini, toplumun geleneklerini ve insan için faydalı olanları dikkate alarak yapmış olduğu içtihatlar, Hanefi mezhebinin yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Ebu Hanife’nin önde gelen öğrencilerinden İmam Muhammed ve Ebu Yusuf gibi alimlerin bu mezhebin gelişmesine ve yayılmasına önemli katkıları olmuştur. Ebu Hanife’nin en meşhur eseri Fıkh-ı Ekber’dir. Irak’ta doğan Hanefi mezhebi, Abbasiler Dönemi’nden itibaren İslam coğrafyasının özellikle doğu bölgelerinde yaygınlaşarak büyük bir gelişme göstermiştir. Hanefilik, günümüzde daha çok Türkiye, Balkanlar, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye ve Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan Müslümanlar arasında yaygındır.

İmam-ı A’zam Ebu Hanife, 4000 kişiden ilim öğrenmiştir. Fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metodlar koyduğu gibi Resulullah’ın ve Eshab-ı kiramın bildirdiği itikad, iman bilgilerini de topladı, yüzlerce talebesine bildirdi ve Ehl-i sünnetin reisi oldu. Fıkıhta beş yüz binden fazla mesele çözdü, kaideler ve usuller koydu. Bütün dünyada tatbik olunan İslami hükümlerin dörtte üçü İmam-ı A’zam’ındır.

Kalan dörtte birinde de ortaktır. İslamiyette ev sahibi, aile reisi odur. Diğer bütün müctehidler (mezheb alimleri), onun çocukları gibidir. Hanefi mezhebindeki usul: İmam-ı A’zam’ın, talebelerinin ve kendisine sual soranların dini müşküllerini hallederken ortaya koyduğu ve takib ettiği usuller, Hanefi mezhebinin temel kaideleri olmuştur. İmam-ı A’zam, dini müşküllerin hallinde sırasıyla şu kaynaklara, yollara başvurmuştur:

Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler: İmam-ı A’zam da, diğer müctehidler gibi, bir işin nasıl yapılacağını, Kur’an-ı kerimde açıkça bulamazsa, hadis-i şeriflere bakardı. İctihadlarında Peygamberimizin sünnetine tabi olmakta, herkesten ileri gitmiş, mürsel hadisleri bile müsned hadisler gibi sened olarak almıştır.

İcma ve Sahabe kavli: Bir iş hakkında hadis-i şeriflerde de açıkça hüküm bulunmazsa, bu iş için (icma) var ise, öyle yapılmasını emrederdi. İcma, sözbirliği demek olup, bir işi, Eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. İmam-ı A’zam, Eshab-ı kiramın sözlerini, kendi kavillerinin üstünde tutmuştur. Onların, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında, sohbetinde bulunmak şerefiyle kazandıkları derecelerin büyüklüğünü, herkesten daha iyi anlamıştır.

Kıyas: Bir işin nasıl yapılması lazım olduğu, icma ile veya Sahabe sözü ile de bilinemezse, kendisi kıyas yaparak hüküm verirdi. Onun bu kıyas yoluna, “re’y yolu” veya “ictihad” da denir ( İctihad). Kıyas, Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde hakkında açık hüküm bulunmayan bir işi, hakkında açık hüküm bulunan bir diğer işe benzeterek hükme bağlamaktır.

İmam-ı A’zam: Nasslardan (ayet ve hadislerden), icma ve kıyastan başka istihsan ve örfler ile de hüküm verirdi. Bu kadar var ki, örfün, İslamiyette yasak olduğu açıkça bildirilen bir hükme aykırı olmaması lazımdır.

İstihsan: Daha kuvvetli görülen bir husustan dolayı, bir meselede benzerlerinin hükmünden başka bir hükme dönmektir. Yani dinen muteber olan bir tercih sebebine dayanarak, bir delili buna aykırı düşen başka bir delilden üstün tutup, buna göre hüküm vermektir.

İmam-ı A’zam’ın talebeleri ve mezhebinin yayılması: İmam-ı A’zam’ın yetiştirdiği talebelerin sayısı yaklaşık 730 civarındadır. Bunların birçoğu, din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmiştir. Oğlu Hammad, talebelerinin ileri gelenlerindendir. İmam-ı Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed Şeybani, iki yüksek talebesi olup “İmameyn” lakabı ile meşhur olmuşlardı. Bir dini meselede İmameynin ictihadı, İmam-ı A’zam’ın ictihadı ile eşit tutulurdu. Hanefi mezhebindeki bir müfti, İmam-ı A’zam’ın sözüne uygun fetva verir.

Aradığını onun sözünde açıkça bulamazsa, İmam-ı Ebu Yusuf’un sözünü alır. Onun sözlerinde bulamazsa, İmam-ı Muhammed Şeybani’nin sözlerini alır. Ondan sonra İmam-ı Züfer, daha sonra Hasan bin Ziyad’ın sözünü alır. Her asırda Hanefi mezhebinde çok yüksek alimler yetişmiştir. Evliyanın büyüklerinden Muhammed Şaziliyye, İmam-ı Rabbani gibi zatlar bu mezhebe bağlıydılar. Osmanlılar zamanında yetişen alimlerin çoğu Hanefi mezhebindendi. Molla Fenari, Molla Gürani, Ahmed ibni Kemal Paşa, Ebussuud Efendi, İmam-ı Birgivi, İbn-i Âbidin bu alimlerden bazılarıdır

İmam Ebu Hanife kimdir?

Asıl adı Numan bin Sabit olan Ebu Hanife 699 yılında Kufe’de doğmuş ve 767 yılında vefat etmiştir. Irak’ın ünlü alimlerinden ders alarak bilgisini geliştirdi. Hocası Hammad bin Ebu Süleyman’ın vefatı üzerine onun yerine geçti ve ders vermeye başladı. Kısa sürede ünü tüm ilim çevrelerinde yayıldı ve öğrencileri arttı. Ticaretle de uğraşan Ebu Hanife, müçtehit düzeyinde birçok talebe yetiştirdi. Fıkıh bilgisi ve birçok konudaki pratik çözümleri sayesinde İmam-ı Azam ismiyle anıldı. Yetmiş yıllık ömrünü ilim ve öğrenci yetiştirmekle geçiren Ebu Hanife, kendisine teklif edilen kadılık görevini tüm baskılara rağmen kabul etmemiştir.

Sözlükte "hanefilik" ne demek?

İslamlıkta sünnet ehli denen dört mezhepten biri...